Kanlıca

15840 İzlenme

Kanlıca hakkında aradığınız tüm içerik ve videolara iamistanbul.tv'den ulaşabilirsiniz. 

Yoğurdu dillere destan bu semt, İstanbul'un Beykoz ilçesinde, Anadoluhisarı ile Çubuklu arasında bulunuyor.

Meşhur Kanlıca yoğurdu sahilde Çınaraltı'nda üzerine pudra şekeri konularak yeniliyor. Yoğurt’taki lezzet, yapımında kullanılan süt tozu ve üzerine konulan pudra şekerinde gizli. Bir de sanırım Kanlıca’nın havasında suyunda…

Kanlıca sanmayın sadece yoğurduyla meşhur.  Mihrabad Korusu ve yalıları da bir hayli ünlü…

                                           

Kanlıca’nın İsmi Nereden Geliyor?

İsminin nereden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunan Kanlıca’nın en çok kabul gören rivayeti şudur: Zamanın Osmanlı sultanlarından biri bir gün İstanbul’un havası en temiz semtinin bulunmasını istiyor. Nasıl ölçüleceği konusunda ise vezirlerinden yardım talep ediyor. Vezirlerden biri her semte kanlı et bulunana direklerin asılmasını ve en geç bozulan etin olduğu direğin havası en temiz semt olacağını söylüyor. Kanlıca büyük arayla birinci oluyor ve Osmanlı Sultanı bu semte Kanlıca ismini veriyor.

Diğer rivayetler şu şekilde:

1. Anadolu'dan kağnıları ile buraya topluca göç eden Türk halkı, bu ilginç taşıma araçlarının ismini, yerleştikleri köye ad olarak koydular. “Kağnılıca”nın söylenişi sırasında bazı harflerinin yuvarlatılarak yutulması sonucu semtin ismi günümüzdeki şeklini almıştır.

2. Fetih'ten çok önce burada yaşayan “Kanglı” adlı Türk boyundan gelmedir.

3. Bu köyde yetişen bir otu yiyen ineklerin sütü hafif pembeye çalardı. Bu sütten yapılan yoğurdun çok özel bir tadı olurdu. Yoğurdun ve sütün renklerinin “açık kan rengi”ne çalmasından dolayı, köyün isminin “kanlı” olarak anılmasına sebep olmuştur.

4. Osmanlılar’dan kalma mezartaşlarının üzerinde köyün ismi “Kanlıcak” olarak geçer.

Kanlıca körfezi ,ses yankısının güzel olmasından dolayı Osmanlı döneminde müzikli eğlenceler için tercih edilirmiş...

 

KANLICA YOĞURDU

Kanlıca yoğurdunun imalatı Osmanlı-Rus savaşı sebebiyle Anavatan'a geri dönenler tarafından başlatılmıştır.

Savaş sırasında Bulgaristan göçmenleri Kanlıca'ya yerleşir. İstanbul'a geldiklerinde beraberinde getirdikleri bilgi ile Kanlıca'da yoğurt imal etmeye başlarlar. Kanlıca'da Eski Muhacir Mahallesinde şimdiki Hidiv Kasrı'nın olduğu yerde üretime geçerler.

Meşhur Kanlıca yoğurdu sahilde Çınaraltı'nda pudra şekeri üzerine konularak yeniliyor. Yoğurt’taki lezzet, yapımında kullanılan süt tozu ve üzerine konulan pudra şekerinde gizli. Ayrıca üstüne bal, dondurma ve reçel ilavesiyle de tadı gayet hoş oluyor.

 

      

 

MİHRİBAT KORUSU

Kanlıca'nın bir diğer güzelliği de Fıstıklı yokuşundan körfeze inen alanda I. Mahmut zamanında kurulan ve padişahlar tarafından büyük ilgi gören Mihrabat Korusu'dur. Mihrabat Korusu'na, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılarak III. Ahmet'e armağan edilen Mihrabat Kasrı'nın adını verdiği iddia edilir. Ne yazık ki Mihrabat Kasrı yeniçeri isyanıyla bir hafta içinde yakılıp yıkılarak yok olmuştur. Mihrabat Korusu görkemli tarihine rağmen giderek küçülmüştür. Yahya Kemal'in gözlerden uzak saatler geçirmek için tercih ettiği Mihrabat Korusu, çeşitli yazar ve şairlere güzel manzarasıyla ilham kaynağı olmuştur.

 

KANLICA YALILARI

IV. Murad devri şeyhülislamı Bahai Efendi’nin yaptırdığı bir yalı dolayısıyla Kanlıca koyu Bahai Körfezi olarak da anılmaya başlanmıştır. Bahai Efendi’nin yalısı on dokuzuncu yüzyılda yanarak yok olmuştur. Bu yerde İhtisap Ağası Kör Tahsin Efendi yeni bir yalı yaptırmıştır. Bu koyun solunda Hacı Raşit Bey Yalısı yer almaktadır.

Özellikle on dokuzuncu yüzyıldan itibaren önde gelen devlet adamları yaz mevsimlerini Kanlıca’da geçirirler ve devletin kaderi ile ilgili konularda birçok önemli olaya burada karar verirlerdi. Tanzimat döneminin en meşhur paşalarından olan Ali Paşa’nın buradaki yalısında çok önemli siyasi görüşmeler yaptığı bilinmektedir. Türk-Yunan Muahedesi Ali Paşa’nın Kanlıca’daki yalısında imzalanmıştır.

       

Saffet Paşa Yalısı: Bu yalıda da yine birçok toplantı yapılmış, birçok yabancı devlet adamı, hariciye nazırlığı ve bir dönem sadrazamlık yapan Saffet Paşa'yı ziyaret etmişlerdir. Bu yalılar yanında, Kanlıca koyunun sol tarafında yer alan Nuran ve Turan Barlas tarafından restore ettirilen Yağlıkçı Hacı Reşit Bey Yalısı da dikkate değer bir yalıdır.

Rukiye Sultan Yalısı: Yine, başlangıçta çeşitli valiliklerde bulunan Vecihi Paşa tarafından yapılan, ancak Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunu Prenses Rukiye tarafından 1895 yılında yeniden yaptırılan ve Rukiye Sultan Yalısı olarak adlandırılır. Prenses Rukiye Sadullah Paşa’nın oğlu Nusret Bey ile evlenmiş ve Nusret Bey’in annesi yalının kendi payına düşen kısmını gelinine hediye etmiştir. Prenses Rukiye yalıyı bir süre sonra Mısırlı Prenses İffet’e satmış, Prenses İffet’in ülkeden kaçmasının ardından 1957 yılında Özdemir Atman tarafından satın alınmıştır.

Hekimbaşı Yalısı: Bir botanik aşığı ve üç padişahın hekimliğini yapmış olan Hekimbaşı Salih Efendi tarafından yaptırılan Hekimbaşı Yalısı da bir diğer güzellik abidesidir. Çeşitli bitkilerden çeşitli ilaçlar üreten ve adını Osmanlı modern tıp tarihine yazdıran Hekimbaşı Salih Efendi’nin yaptırdığı bu güzellik abidesi fotoğraf karelerinden aşinası olduğumuz bir güzelliktir. Bu yalı, 1978 yılında yeniden restore edilmiştir.

Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı: 1699 yılında inşa ettirilen Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı’na da burada değinmek gerekmektedir. Bu yalı bütünüyle sağlam bir yapı arzettiği vakitler, deniz kenarında seksen metrelik bir cepheye sahipti. Yirmi odalı bir harem binasını bünyesinde barındıran yalı, Osmanlı İmparatorluğu’nun güçsüz düşmeye başladığı dönemlerde devleti resmen yöneten Köprülü sülalesinin beş sadrazamından dördüncüsü olan ve Mevlevi tarikatına üye olduğu bilinen Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır.

                                       

 

Halil Ethem Paşa Yalısı: II. Abdülhamid devrinde bir süre sadrazamlık yapan Ethem İbrahim Paşa tarafından yaptırılan yalı, Osmanlı tarihinin son dönemlerinin birçok bilinen simasını bünyesinden çıkaran bir aile tarafından yaptırılmıştır. 1830 yılında Fransa’ya gönderilen Ethem Paşa tarafından yaptırılan yalı, onun Fransız mimarisinden ne denli etkilendiğini de gözler önüne serecek niteliktedir. Ethem Paşa öldükten sonra yalı, Ethem Paşa’nın en küçük oğlu Halil Ethem Bey’in adıyla anılmaya başlanır. Ethem Paşa’nın bir diğer oğlu da meşhur sanat adamı Osman Hamdi Bey’dir.

Marki Necip Bey Yalısı: Bu çerçevede, Melike Aliye Hanım ile evlenerek Müslüman olmuş bir Fransız Markisi’ne ait olan Marki Necip Bey Yalısını da anmak yerinde olacaktır. Bu yalının üzerinde ağaçlar arasında Necip Bey Kışlık köşkü de bulunmaktadır.

Bahriyeli Sedat Bey Yalısı: 1900’lerin başında Mustafa Reşid Paşa tarafından yaptırılan, Manolya Yalısı olarak da bilinir. 1992 yılında Işıkoğlu ailesi tarafından satın alınmıştır.

Zarif Mustafa Paşa Yalısı: 1848 senesinde Mustafa Paşa tarafından satın alınmış ve o tarihten bu yana aynı ailede kalmış. Şu anda yalnızca selamlık kısmı ayakta duran yalı Esat Bey Yalısı olarak da bilinir.

Nuri Paşa Yalısı: 1895 yılında Yıldız Sarayı’nda görevli bir subay tarafından yaptırılmış ve çok daha sonra Rahmi Koç tarafından satın alınmış.

Rıza Bey Yalısı: II. Abdülmamid döneminde yaptırılmış. Dr. Osman Yargıcı tarafından restore ettirilmiş.

 

 

KÜÇÜKSU-GÖKSU KASRI

ANADOLU FENERİ

 

BEYKOZ HARİTASI İÇİN TIKLAYIN

 


Florya'daki İstanbul Akvaryum

Dünya denizlerinde yaşa...

İstanbul Üniversitesi – Botanik Park

İstanbul Üniversitesi B...

Ortaköy Supper Club

Supper club, Amsterdam’...

Troya Hotel İstanbul

Taksimdeki Otellerden Roy...

Denizden Haliç

Şehrin en eski semtlerin...

Çemberlitaş

İstanbul'un eski semtler...

Atatürk Evi Müzesi

Avcılar’da Mustafa Kem...

Siyavuşpaşa Kasrı

Siyavuşpaşa Kasrı ya d...

Sait Faik Abasıyanık Müzesi

Sait Faik Müzesi, İstan...

Heybeliada Deniz Lisesi

Heybeliada Deniz Lisesi, ...